15/4/2008 - İKİ T YOUTUBE'DA

http://www.youtube.com/watch?v=gPG1F7vmgkU

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/3/2008 - 30 Eylül 2002’de Ne Olmuştu? M.Dürre ve Vaad, Yanılsama ve Gerçek

Kategori: Makale

   Bir şiir etkinliğindeyim Suriyeli şair Meryem Hayberk hanım şiirini okuyor tabi Arapça okuyor ve kimse bir şey anlamıyor. Bende Arapça bilmiyorum ama öyle çok şey anlıyor öyle sarsılıyorum ki, sıra sıra şairlerin okuduğu o aşk şiirleri arasında Meryem hanımın şiirinin içinde geçen sadece bir ismi anlamam bana yetiyor; “Muhammed Durrah” epey uzun titiz çevirmenimiz bunu Mehmet Dura diye çeviriyor ve şiirin kısaca neden bahsettiğini anlatıyor:  bir çocuk varmış Mehmet Dura isminde okul yolunda öldürülmüş şiir onu anlatıyor” diyor.

Arkamdaki dinleyici bayanlardan biri diyor ki; belli oda daha önce bu olayı hiç duymamış yada unutup gitmiş “ay içim kalktı ne kadar acıklı” diyor. Çeviricimizde mışlı-muşlu konuştuğuna göre ve adını Mehmet diye çevirdiğine göre oda bilmiyor. Şiir etkinliği sonunda Meryem hanımın yanına gidiyorum tebrik ediyorum okuduğu nüshayı rica ediyorum ve ister istemez düşünoyorum; Türkiye’de kaç şair Muhammed Durre’den bahsetti şiirlerinde, ben Bir Bünyamin Doğruer’i ve Aydın Öztürk’ü hatırlıyorum başka da hiç rastlamadım.

 

  Gelelim Muhammed Dürre’ye  pardon hiç gitmeyelim Muhammed Dürre’den, kim bu Muhammed Dürre? Unutmuş olamazsınız yoksa hiç mi bilmiyorsunuz?

Muhammed Dürre nasıl unutulur? Okula giderken çatışma ortasında kalıp, sevgili babasıyla duvar dibinde çöp bidonun arkasına saklanıp “öldürmeyin öldürmeyin” diye bağıran çocuk, babasının Yahudi askerlerinden onu koltuğunun altına sakladığı biz masumuz o sadece bir öğrenci” diye bağırdığı çocuk, “durun lanet olasıcalar kıymayın onlara diye meleklerin  Yahudi askerlerine bağırdığı” çocuk. Dakikalar sonra bedenlerinde bir yığın kurşunla babasının koltuğunun altında yere yığılan çocuk ve baba oğul bağıra bağıra ölen çocuk,

 

   İşte insanlık benim için orda öldü. Ne zaman ki ana haberde bunu izledim ki o zamanlar ilk gençlik çağlarımı sürüyordum, işte o an koca dünya başıma yıkıldı. Lanet olsun dedim hayat bu insanlığın geldiği son nokta bu. Radikal birisi olmamama rağmen bu acıyla iki hafta Filistin puşisiyle gezdiğimi bilirim. Sonra dünya yine sessizliğe büründü. Kınayıcılar yine mesai yaptı bir akşam o kadar. Yahudi askerleri devam ettiler. Tecavüze artık bir şey diyen yok hadi dediler; biz 10 aylık çocukları da öldürelim,  aaa… ona da bir şey diyen yok ve en son 10 günlük Vaad’ı öldürdüler. 10 gün düşünün evladınız doğuyor; ikinci gün gözleri açılıyor, üçüncü gün sarılık oluyor,  dördüncü gün sağlık ocağına götürüyrsunuz,  beşinci gün avazı çıktığı kadar ağlıyor, altıncı gün ilk gülümsemesini veriyor, yedinci gün babası Vaad veriyor adını, sekizinci gün Vaad’ı annesi ninniyle uyutuyor; “Uyusun da büyüsün, büyüsünde özgür bir ülke görsün” diyor, dokuzuncu gün vaad eliyle babasının başparmağını sıkıyor, “işte” diyor; “oğlum aslan gibi  güçlü”, onuncu gün sizin vaadınız varsa “bizim de vaad edilmiş topraklarımız var” diyor vahşi herifler ve vaad öldürülüyor “Aslan vaad sarılığı daha geçmeden ölüyor. Oysa ki ne çok sevinmişti ailesi gözlerini açtığında; gözü açık gidiyor Vaad.

   Şimdi 30 eylül Muhammed Dürre’nin öldürülüş tarihi lütfen ama lütfen bunu çocuklarınıza anlatın, tüm dünya milletleri anlatsın, nasıl Japonlar evlatlarına Hiroşima ve Nagasakiyi gösteriyorlar, bizde kardeşlerimize, evlatlarımıza Vaad’ı M.Dürre’yi gösterelim, anlatalım izletelim, bilinçletelim.

Tamam sokaklara çıkmayın, tamam saklayın hınçınızı ama n’olur ara sıra kapanın odanıza tüm hücrelerinizle; kahrolsun A.B.D, kahrolsun Siyonistler, Kahrolsun tüm çocuk katilleri, diye bağırın inanın sizde rahatlayacaksınız kazan gibi kaynayan dünyada.

    Şimdi gelelim benim asıl meramıma;

12 yaşındaki Filistinli Muhammed Dürre’nin 30 Eylül 2002 tarihinde, babasının kollarında İsrail askerleri tarafından haince öldürülmesi, suriye tarafından Dünya çocuk günü olarak 1-10 Ekim tarihleri arasında kutlanmaya başlanmıştı.

1 Haziran tarihi, 21 ülkede olmak üzere, en yaygın Çocuk Günü’dür. Türkiye’de 23 Nisan’ın yanı sıra, her Ekim aynın ilk Pazartesi günü Dünya Çocuk Günü olarak kutlanmakta ayrıca 20 Kasım tarihinde ise Çocuk Hakları günü olarak kutlanmaktadır. Benim acizane tavsiyem tüm bu tarihlerden ve tuzukuruların çocuklarının günlerinden hariç-bu çocuklar o günleri ya hiç bilmiyorlar yada hiç kutlamadır-30 Eylül bir belirteç olsun. 30 Eylül’ü Dünyanın Mazlum ve Masum Çocuklarını Anma Anlama ve Anlatma Etkinliği olarak her sene sergiler, şiirler, sinemalar, tiyatrolar eşliğinde anımsayalım. Bakın tekrar ediyorum Tecavüz edilen kadınlardan geçtik, ölen babalardan geçtik, götürülen ve bir daha getirilmeyenlerden insanlardan geçtik yaşlılardan geçtik. Çocuklar ya hu! bizim çocuklarımız, dünyanın masum ve mazlum, tertemiz, pırıl pırıl,  kirli yanaklı çocukları, onlardan bari geçmeyelim…

Hiç düşündünüz mü; insanlar neden“bir ağaçta sen dik” kampanyası yaparlar da “bir çocukta sen yaşat “kampanyası yapmazlar?

Bence Bir düşünün?

Hemen şimdi.

http://www.zemheriedebiyat.com/makale2.asp

Said Ercan

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/3/2008 - Selçuk Küpçük İçin Objektif Şeyler Söylemek

Kategori: Makale

 


Resmi Çeken: Said ERCAN


Bir yerden Tebessüm Provaları çalıyor hemen sesin geldiği yöne konuşuyorum.  Bir kitap standı görevli arkadaşa heyecanla soruyorum bu çalan kaset “Selçuk Küpçük değil mi?” “evet kardeş” diyor peki satıyor musunuz almak istyorum birkaç tane diyorum maalesef diyor bu kaset ve diğer kaseti piyasada bulunmuyor diyor diğer kasetide mi var diyorum “kurutulmuş gül mevsimi” diyor peki bu çalan bunu verseniz o kaset cekilme size bir adres vereyim orada cektirip alabilirsiniz diyor. Öğrenciyim istanbul’a yeni gelmişim adres ise çok uzak ve bilmediğim bir ilçede boynumu büküp  ayrılıyorum ordan.  Radyolardan duyabildiğim  kadar idare ediyorum o zamanlar bilgisayardan indirme dönemi daha başlamamış ve ben o çok sevdiğim eserlere ulaşamıyorum bir sene sonra eyüp kitap fuarında Tebessüm Provalarının yeniden çıktığını görünce dünyalar benim olmuş gibi seviniyorum.

O günden bugüne yaklaşık  6 sene geçti ben Selçuk Küpçük ismini duyduğumda sene 97’lerde ve onu sadece ülkesine sevdalı  ülkesi ve milleti ve inançları için kaygılı insanlar dinliyordu.  Bir davası vardı ve duruşu işin kötü tarafı böyle insanları tüm türkiyeye mal olmasının önü kapalıydı.  Kaldı ki bir gruba cemaate ve partiye bağlıysanız onları sözünden dışarı çıkamazdınız bu iki taraflıydı onlar sizi yüceltecek müntesiplerine tanıtacak sizde onları  sanatınızla destekleyecektiniz. Bir ideolojiye yaslanıp önderlere konser öncesi övücü sözler yapmak sizi kitlelere tanıtmada kolay bir yoldu.  Selçuk Küpçük en zor yolu seçti kararını vermişti. Başkalarının doğruları değil kendi doğrularının peşinde hiçbir cemaat ideoloji parti ve en önemlisi sermayeye dayanmayacak sivil ve bireysel bir duruşla sanatını icra edecekti.  Birileri bağlantıları sayesinde köşeleri  tuttu. Adlarını dünya görüşlerini kullanarak yüceltti. Alnın teriyle ve tırnakları ile Selçuk Küpçük bugün tüm türkiye’nin duyarlı, ülkesine ve inançlarına bağlı gençleri arasından en çok sevilen sanatçı oldu. Bugün piyasada cirit atan jöleli sözümona dava şarkıcıları birkaç yıl sonra silinip gidecek ama Selçuk Küpçük sanatı şiirleri duruşu ve gençlerin gönlüne ektiği kaliteli bir yaşam örneği ile bundan onlarca yıl sonra bile adından söz ettirecek bir sanat anlayışı oluşturdu. Henüz genç yaşına rağmen Kendisini Selçuk Küpçük olarak seven bir kitle oluştu. Kimsenin “bizden” diyemeyeceği ama önünde saygıyla eğileyeceği  ve bazı gençlerin “biz ondanız” diyecek kadar sevdiği bir Selçuk Küpçük.

Selçuk KÜPÇÜK’ün başarıları ile ilgili burada bir sürü şey sayılabilir bunları zaten duymuşsunuz yada duyarsınız biyografik bilgilerdir bunlar ama bunlardan çok daha önemli bir şey var ve bu sanırım birçok sanatçıda bulamadığımız bişey. Arkadaşlar bu söylediğimi bir yere kaydedin Selçuk Küpçük iyi bir müzik adamıdır. İyi bir şairdir iyi bir öğretmendir iyi bir ağabeydir iyi bir yazardır iyi bir eylem adamıdır tamam bunların hepsine eyvallah ama şu bence altın harflerle yazılmalıdır. İyi bir insandır .

Kendisini tanıma fırsatım oldu ve ben bugüne kadar onlarca sanatçı ile tanıştım. Kıyas yapmak istemiyorum ama yaşantısı ile dünya görüşü ile sanatı arasında paralellik olan yegane sanatçı Selçuk Küpçük’tür.

Selçuk Küpçük kıyıda köşede kalmış kaliteli şairleri genç kuşaklara şarkıları ile ulaştırdı konserlerinde bu şairlerden bahsetti tavsiye etti. Selçuk Küpçük bilemezmiydi iki gül bir bülbülü bir araya getirip yaptım olduculardan olamazmıydı. Neden zoru seçti. Çünkü onun bir insanlık davası var bir emek davası var. Birileri ona kapıları kaparken o röportajları ile yazıları ile eserleri ile gündemin nabzını tutmaya çalıştı. Kendisi dışlanmanın ne olduğunu bilerek kendince gördüğü cevherleri önplana çıkardı. Halkına sırtını dönmüş onları olduğu gibi kabul etmeyen bir kitleye o halkı sevmeyi öğretti. Eserlerinde yeri geldi halk ezgilerinden örnekler sundu yeri geldi bir sanat muziğini onun yıllarca eğitimini almış biri gibi icra etti. Ama şu vardı ne yaptıysa ordu gibi bir yerde tek başına yaptı.  Taşralıydı taşrada yaşıyordu. Ama istanbulda sırça köşkünden yaşayıpta halkın içinde olmayan gürühla arasında dağlar kadar fark vardı. Ordu onun sayesinde birileri için başka bir kent olmuştu. 

Acılar taşıdı bağrında bu ülkenin bir hiç uğruna ölen gençlerine yandı. Çeçenistan savaşıyla dağlandı. Kirletilmiş ölümler sagusu olsun istemiyordu artık. O kumlara yazıyordu yazılarını inadına bir kişi dahi beni anlasa yeter diyordu nicelikten yana olmadı hiçbir zaman .

Selçuk Küpçükle ilgili o kadar çok şey yazmak istiyorum ki sanırım bu bir yazı içinde mümkün olmayacak ama şunuda söylemeden geçemeyeceğim arkadaşlar Selçuk KÜPÇÜK benim gördüğüm göreceğim en mütevazı sanatçıdır.  Adına o kadar çok dergi site ve gazetede rastgeliyorum ki ; ama o orduda sanki o kişi o değilmişçesine mütevazi ve sade yaşamına devam ediyor. Bazıları Önemli İnsan modunda kasıntı kasıntı dolaşırken piyasada, o herhangi biri gibi gidin görün orduda dolaşıyor.  Yolunuz bir gün karadenize düşerse ve biri  bir edebiyat sevdalısı bu şehirde diye haber uçurursa o sizi bulur merak etmeyin.

Selçuk Küpçük çok yalnız. Ama sıradanlaşmamanın sıra dışı yalnızlığı çok imrenilesi. Sevgili Selçuk Küpçük kalabalıklardan senin yalnızlığına koşan onbinlerce sevdalı genç var hep orda kal.

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/3/2008 - Nurdal Durmuş

Kategori: Yorumlardan

 

Hangi dosta şiirler yazılır said?
Hangi güneşin ışığından harfler toplanır?
Hangi denizin sularında cümleler yüzdürülür?
Hangi rüzgarın önünde sarsılmaz dost(luk)?

Bizim ki Said. Bizim ki...


Hangi soğuk üşütmez kalpleri said?
Hangi hasır ısıtır ölü toprağı?
Hangi dostluk aydınlatır kör geceyi?

Bizim ki Said. Bizim ki...

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

14/3/2008 - M.Faruk Aslan'ın sesiyle 2 T

http://uploaded.to/?id=sgxrwr

 

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->